Atan Atana Batan Batana!
İstanbul Türkçesi gibi İstanbul terbiyesi de tarihe karıştı. Koca şehir, yıllar sonra kafası bozuk, asabı bozuk, dili bozuk insanlarla dolup taştı. Babıâli terbiyesi gibi bir de İstanbul terbiyesi vardı. Türkçe’yi en güzel konuşanların başında İstanbul hanımefendileri geliyordu. Bu şehrin kabadayıları bile Beyoğlu‘na gidecekleri zaman kendilerine çekidüzen veriyorlardı. Taşradan gelenler “İstanbul adabı”na hayran oluyorlardı, memleketlerine döndükleri zaman kendilerini etkileyen bu güzelliği anlata anlata bitiremiyorlardı. Böyle bir ilim, irfan merkeinin cazibesine kapılan bazı kimseler zaman zaman “Mektep, medrese görmediysek de İstanbul kaldırımlarını çiğnedik!” demekten kendilerini alamıyorlardı.

Geçen gün minibüste giderken arka koltuklardan birinde oturan bir genç: “Dayı şunu versene” diye parayı uzattı. Emrini yerine getirerek aldım: “Peki yeğenim!” diyerek şoföre uzattım. O da parayı “efendice” değil “kabaca” aldı ve öndeki boşluğa attı. Zaten şimdiki insanlar aralarında konuşurlarken “mesela, örnek veriyorum, misal, faraza” gibi sözleri kullanmıyorlar, durmadan “Atıyorum!” diyorlar. Atan atana, batan batana.
Dursun Gürlek‘in yazılarından alıntıdır.

gibi..